|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ergenekon davası, 12 Haziran 2007 tarihinde Ümraniye'de bir gecekonduda 27 el bombası bulunmasıyla başlayıp zamanla genişleyen soruşturma neticesinde, aralarında Zekeriya Öz'ün de bulunduğu üç İstanbul Cumhuriyet savcısının hazırladığı iddianamenin kabulüyle başlayan davadır.[1][2] Soruşturma kapsamında gözaltına alınan 150'den fazla şüpheli hakkında; silahlı terör örgütü kurmak, hükümeti devirmek, Hükümeti görev yapamaz hale getirmek, terör örgütü kurmak ve yönetmek, silahlı terör örgütüne üye olmak, silahlı terör örgütüne yardım etmek, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmak veya görev yapmasını engellemeye teşebbüs, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne karşı halkı isyana tahrik, patlayıcı madde bulundurmak atmak ve bu suçlara azmettirmek,Cumhuriyet gazetesine patlayıcı madde atmak ve 17 Mayıs 2006'daki Danıştay saldırısına azmettirmek, devletin güvenliğine ilişkin gizli belgeleri temin etmek, kişisel verileri kaydetmek, askeri itaatsizliğe teşvik, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik gibi suçlarından kamu davası açıldı. Soruşturmayı yürüten 3 Cumhuriyet Savcısı tarafından iddianame düzenlenmiş olup, yetkili savcı tarafından onaylandıktan sonra İstanbul 13 numaralı Ağır Ceza Mahkemesi'ne 14 Temmuz 2008 tarihinde iletilmiştir.[3] Davanın ilk duruşması 20 Ekim 2008 tarihinde Silivri Cezaevi içindeki adliyede yapıldı. değiştir Ergenekon?
Ergenekon yapılanmasının adı ilk olarak 1997'de Erol Mütercimler'in Can Dündar'ın 40 dakika adlı televizyon programda Erol Mütercimler'in eski tümgeneral Memduh Ünlütürk'ten aktardığı şu sözlerle duyuldu:[4] [5]
değiştir Tuncay Güney'in sorgusu2 Mart 2001'de gazeteci Tuncay Güney ve Ümit Oğuztan, İstanbul Organize Şube Müdürlüğü’nün otomobil kaçakçılığı operasyonunda gözaltına alındı. Güney ve Oğuztan'ın evi ve işyerlerinde yapılan incelemeler sonucu Ergenekon örgütlenmesiyle ilgili 6 çuval doküman bulundu. Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan’ın sorguladığı Tuncay Güney, Ergenekon hakkında detaylı bilgi verdi. Tuncay Güney'in 2001'deki sorgusunda verdiği ifadelere göre [6] Ergenekon Mukavemet Teşkilatı içerisinde asker ve sivil üyelerin bulunduğu bir cunta olarak kuruldu. NATO'nun komünizm ile mücadele zamanında kurulan Ergenekon Kıbrıs harekatından sonra Veli Küçük'ün de aralarında bulunduğu ayrı bir grup olarak olarak devam etti. Ancak, KKTC'nin ilk cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Ergenekon'un Türk Mukavemet Teşkilatı ile bağlantısı olduğınu iddiasını yalanlamaktadır.[7] [8] [6][9][10] Tuncay Güney'in sorgusunda örgütün 12 kişilik yönetici üyeden oluştuğunu ve Veli Küçük'ün bu grubun hükümet sözcüsü kendisinin ise Küçük'ün mutemedi olduğunu da belirtmiştir. Güney, Adil Serdar Saçan tarafından yapılan sorgusunda ayrıca; Ergenekon yapılanmasının içerisinde Veli Küçük'ün yanında Doğu Perinçek, Ümit Oğuztan, Adnan Akfırat, Levent Temiz gibi isimlerin olduğunu öne sürmüştür.[6] Ergenekon örgütlenmesinin mafya, medya, iş, ticaret, sanat camiaları, terör örgütleri ve derneklerle ilişkisi olduğunu söyleyen Güney; örgütün mafya gruplarından Sedat Peker, Drej Ali olarak bilinen Ali Yasak, Sami Hoştan ve Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'la; medya kuruluşları içerisinden Aydınlık dergisi, Ulusal Kanal, Cumhuriyet gazeteleriyle; terör örgütlerinden Hizbullah ve DHKP/C ile; sivil toplum örgütlerinden arasından ise Kemalist Hareket, Ulusal Gençlik Birliği ve Atatürkçü Düşünce Derneği ile irtibatlı olduğunu iddia etmiştir.[6] Şüpheliler hakkında ‘dolandırıcılık’ suçundan dava açıldı. Ancak Ergenekon ile ilgili belgeler için hiç bir işlem yapılmadı[11] ve 2007 yılına kadar Ergenekon yapılanmasının üzerine gidilmedi. değiştir Soruşturma
2007 Haziran'ında Trabzon İl Jandarma Komutanlığı’nın 156 no’lu hattını gizli numaradan arayan bir kişi Ümraniye Çakmak Mahallesi Muhtarlığı karşısındaki tek katlı binanın çatısında el bombası ve C-4 patlayıcı madde bulunduğunu, bu maddeyi Mehmet Demirtaş’ın sakladığı, patlayıcıları bir astsubayın temin ettiğini ihbar etti. İhbar önce İstanbul Jandarma Komutanlığı’na, ardından da İl Emniyet Müdürlüğü’ne iletildi. Emniyet, ihbarda verilen adresi 12 Haziran 2007’de tespit etti. Aynı gün Ümraniye 2. Sulh Ceza Mahkemesinden arama kararı alınıp gecekonduya gidildi.[12] Düzenlenen operasyonda taaruz tipi 27 adet el bombası, TNT kalıpları ve fünyeleri bulundu. [13] [14] Gecekondu sahibinin Mehmet Demirtaş ve yeğeni Ali Yiğit'in ifadeleri üzerine el bombalarının eski astsubay Oktay Yıldırım'a ait olduğu anlaşılınca Yıldırım da tutuklandı. Daha sonra da bombaların Mayıs 2006'da Cumhuriyet'e atılanla aynı seride olduğu anlaşıldı. Soruşturma özel yetkili savcı Zekeriya Öz'e devredildi. Şüpheliler İstanbul Emniyet’inde sorgulandı. Mehmet Demirtaş, susma hakkını kullanırken, Oktay Yıldırım kendisine yöneltilen suçlamaları reddetti. Demirtaş'ın yeğeni Ali Yiğit ise bildiklerini anlattı. Yiğit'in ifadesine göre; kendisi LPG istasyonu işleten dayısının teklifiyle Ümraniye’ye gelmiş, dayısının manavını işletmeye başlamıştı. Manava bazen dayısının arkadaşları da uğruyordu. Bu arkadaşlardan birisi de dayısının askerlikteki komutanı olan Oktay Yıldırım’dı. Emekli Astsubay Yıldırım ile Demirtaş ile baş başa konuşuyor, Yiğit geldiğinde konuşmayı kesiyorlardı. Ali Yiğit ifadesinde; bir gün dayısına “Kuvayi Milliye nedir” diye sorduğunda ondan Kuvayi Milliye’nin devletin çıkarlarını koruyan bir dernek olduğunu, devleti yönetenlerin gerçek yönetici olmadığını ve devlet içerisinde başka şöylerin döndüğü yanıtını aldığını söylemiştir. Yiğit ayrıca, bir gün emekli astsubay Mahmut Öztürk ve 2006'da Danıştay saldırısı nedeniyle tutuklanıp daha sonra serbest bırakılan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin'in siyah bir mercedesle dükkânın önünde durduğunu ancak dikkatlice bakıp uzaklaştığını da iddia etmiştir. Yine Yiğit'in ifadesine göre; yaklaşık üç dört ay sonra babası Şevki Yiğit, bir gün evin çatısında tahta ararken bomba dolu sandığı bulmuştur. Bombalar kendisine sorulunca Mehmet Demirtaş'a bombaları Oktay Yıldırım'ın getirdiğini 1.5 yıldır çatıda durduğunu söylemiş ve Yiğit'i "Çatıda askeri sandık ve içinde el bombaları var. Malzemelere bir şey olursa başımız belaya girer, kimseye bahsetme, seni de alırlar." diye uyarmıştır.[15] Babasının ısrarla ihbar etmesini istemesine rağmen Ali Yiğit korktuğunu ve ihbar etmediğini söylemiştir. Ergenekon davasında suçu bildirmeme suçlamasıyla yargılanan Ali Yiğit'in 1 yıl hapsi isteniyor. Tutuklanan, Yıldırım'ı Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin savundu. Tekin, gazetecilere, bombaların hurda olduğunu, Yıldırım tarafından Hasdal Çöplüğü’ndne toplanmış olabileceğini söyledi. Daha sonra bombaların bulunduğu bantlar üzerinde Yıldırım’ın parmak izi bulundu. Arkadaşını savunan Tekin birkaç gün sonra emekli astsubay Mahmut Öztürk ile birlikte gözaltına alındı. Evinde ve işyerindeki aramalarda, Ergenekon örgütü ile ilgili belgelere rastlandı. Haziran ve Temmuz aylarında, genişleyerek süren Ümraniye oruşturması dahilinde Gazeteci yazar Ergün Poyraz, Emekli binbaşı Fikret Emek, Emekli binbaşı Zekeriya Öztürk ile Öztürk'ün finansörü olduğu iddia edilen Kuddusi Okkır'ın da aralarında bulunduğu 28 kişi gözaltına alındı. değiştir 22 Ocak 2008 operasyonuSekiz ay boyunca istanbul Cumhuriyet savcısı Zekeriya Öz tarafından yönetilen teknik takip ve telefon dinlemelerinin ardından 22 Ocak 2008'de büyük çaplı bir operasyon düzenlendi. Sabaha karşı 6 ayrı ilde 24 farklı adrese eş zamanlı baskın yapıldı. emekli Tuğgeneral Veli Küçük, 301. maddeden açtığı davalarla gündeme gelen avukat Kemal Kerinçsiz, Hrant Dink suikastinin azmettiricisi olduğu iddiasıyla yargılanan Yasin Hayalin avukatı Fuat Turgut, gazeteci Güler Kömürcü, Türk Ortodoks Patrikhanesi yöneticisi Sevgi Erenerol, emekli Albay Fikri Karadağ ile Susurluk davası hükümlüsü Sami Hoştan, Drej Ali olarak tanınan Ali Yasak'ın da aralarında bulunduğu 33 kişi gözaltına alındı. [16][17][18] değiştir 22 Mart 2008 operasyonuErgenekon operasyonunun kırılma noktası 22 Mart 2008 tarihindeki 5. dalga gözaltılar oldu. Sabaha karşı İstanbul ve Ankara'daki 20 ayrı adrese baskın düzenleyen emniyet güçleri, İşçi Partisi , Aydınlık ve Ulusal Kanal merkezlerine baskınların yapıldığı bu operasyonda Cumhuriyet gazetesi imtiyaz sahibi İlhan Selçuk, İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek ve İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu, Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferid İlsever, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Nusret Senem, Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Serhan Bolluk'un aralarında bulunduğu 13 kişi evlerinden gözaltına aldı.[19] [20] İşçi Partisi, Aydınlık Dergisi ve Ulusal Kanal'ın bilgisayarları ve arşivine el konulurken Aydınlık Dergisi bürolarında dört ruhsatsız silah ele geçirildi. Gözaltı haberinin duyulmasının ardından Cumhuriyet gazetesi ve İşçi Partisi binalarının önünde bazı sivil toplum örgütleri gözaltılar ve hükümeti protesto eden gösteriler düzenlendi.[21] AK Parti hükümetinin soruşturmaya müdahale ettiği yönünde eleştirilere Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin "Herkes görevini yapıyor, görüyorsunuz biz de görevimizi yapıyoruz. Hukuk devletlerinde yasaların verdiği görevleri bu görevlerle yükümlü olanlar yerine getirirler. Yargı organları hakimler ve savcılar ne yasama organından, ne yürütme organından talimat almazlar, onlar yasaların kendilerine vermiş olduğu görev çerçevesinde Türkiye'de suç ve suçluyla mücadele ederler" sözleriyle cevap verdi[22] değiştir Adalet ve Kalkınma Partisi hakkındaki kapatma davası14 Mart 2008'de Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın tek başına iktidarda bulunan Adalet ve Kalınma Partisi'ne laiklik karşıtı fiillerin odağı haline geldiği iddiasıyla kapatma davası açması ve 22 Mart 2008'de bir çok ulusalcı ismin gözaltına alındığı Ergenekon operasyonunun zaman olarak yakınlığı bazı kesimlerce Ergenekon'un AK Parti davasının bir rövanşı olduğu şeklinde yorumlanırken bunun tam tersini iddia edenler de mevcuttu. Kültür ve Turizm bakanı Ertuğrul Günay NTV canlı yayınında AK Parti davası ile asıl önemli tartışmaların önünün kesildiğini belirtip "Bundan kastım Ergenekon soruşturmasıdır. Olaylar öyle gelişti ve geliştirildi ki, sayın Başsavcı dava açmaya zorlandı diyerek Adalet ve Kalkınma Partisi hakkındaki kapatma davası ile Ergenekon soruşturmasını ilişkilendirdi." [23] Günay dava ile ilgili Türkiye’nin iyiye ve ileri gitmesini istemeyen kişiler çok önemli yerlere sızmış olduğunu yorımunda da bulunmuştu. Kapatma davasının açılmasından bir hafta sonraki gözaltıların ardından ana muhalefet lideri Deniz Baykal AKP'nin kadrolaşma aşamasını geride bırakarak kendi derin devletini inşa etme aşamasına geldiğini önesürdü.[24] [25] Bu konudaki tartışmaların derinleşmesi üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin bir basın açıklaması yapmak zorunda kaldı. Operasyonun başlatıldığı tarih ve saatten itibaren basın ve yayın organlarında yapılan yayınlarda son günlerde Türkiye'nin gündeminde yer alan önemli başka davalarla Ergenekon soruşturması arasında paralellik kurulmaya çalışıldığı ve bu doğrultuda yanlış ve gerçek dışı yorum ve değerlendirmeler yapıldığının görüldüğüne" işaret eden Engin, açıklamasında Ergenekon adı verilen soruşturmanın, 2007 yılı Haziran ayında başlatılmış olup gerek 21 Mart 2008 tarihinde, gerekse daha önce bu kapsamda yapılan operasyon ve işlemlerin kamuoyu gündeminde yer alan diğer davalarla hiçbir ilişkisi bulunmadığını belirtti.[26] Ergenekon davasında Ergün Poyraz'ın 26 Kasım 2008 tarihindeki çapraz sorgusunda tutuklu sanıklardan Nusret Senem "AK Parti'ye açılan kapatma davasının hazırlığını yapan YARSAV Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu hakkında bir tertip belgesinin hazırlanıp basına sızdırıldığını." ifade etmistir. [27] değiştir 1 Temmuz 2008 operasyonuSoruşturmanın en çok ses getiren operasyonu 1 Temmuz 2008'de 5 ilde eşzamanlı olarak yürütülen 6. dalga idi. Bu operasyonda Emekli Jandarma Genel Komutanı, Org. Şener Eruygur, Emekli 1. Ordu Komutanı Org. Hurşit Tolon, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, gazeteci ve akademisyen Erol Mütercimler'in de bulunduğu 21 kişi gözaltına alındı. Bu operasyonda gözaltına alınan Sinan Aygün ve Mustafa Balbay bir süre sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. [28] [29] [30] [31] [32] [33] [34] Hakkında yakalama emri çıkarılan AK Parti eski Milletvekili Turhan Çömez ve Emekli Tuğgeneral Levent Ersöz operasyondan önce yurtdışına çıkmış, hâlâ yakalanamamışlardır.
CHP lideri Deniz Baykal henüz ortada bir iddianame yokken gözaltıların sürmesinin kabul edilemeyeceğini belirterek, bir korku toplumu yaratılmak istendiğini söyledi.[35][36] Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ise bu soruşturmanın kendileriyle ilişkilendirenleri eleştirerek bu operasyonun partisinin değil savcıların işi olduğunu ve ülkeyi karanlık noktalara çekmek isteyenlerin hevesleri kursaklarında kalacaklarını söyledi.[37]MHP lideri Devlet Bahçeli soruşturmayı yürüten savcıların daha derli toplu ve zamanı iyi kullanarak, konuları sürüncemede bırakıp anlaşılmaz hale getirmek yerine anlaşılabilir bir metinle Türk milletinin huzuruna çıkmaları gerektiğini söyleyerek savcıları üstü kapalı bir dille eleştirdi.[38] TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu, Aygün’ün darbe dönemlerini anımsatan bir şekilde herkesi derinden yaralayan bir uygulamaya tabi tutulduğunu belirterek Ankara Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün’ün gözaltına alınmasına sert bir tepki göstermiştir. [39] Türkiye'deki ulusal gazeteler 2 Temmuz 2008 günü operasyonu manşetlerinden şöyle duyurdu:[40]
değiştir Ergenekon'un avukatıyım polemiği4 Temmuz 2008'de CHP lideri Deniz Baykal NTV'ye verdigi bir demeçte AK Parti’nin “Baykal zanlıların avukatlığına mı soyundu?” şeklindeki değerlendirmesine “Savcısı Başbakan ise Deniz Baykal da avukatı olur” şeklinde karşılık verdi.[41] Başbakan Recep Tayyip Erdoğan "Ergenekon'un avukatıyım" diyen CHP lideri Deniz Baykal'a, "Biz mafyanın, çetenin veya çetelerin avukatı değiliz." sözleriyle karşılık verdi. Erdoğan operasyonla ilgili olarak, "Türkiye'nin mutlu ve müreffeh yarınlara emin adımlarla ilerlemesi için, İtalya'da 'Temiz Eller' operasyonu yapıldığı zaman 'Bizde bu ne zaman yapılacak?' diye hayran hayran bakanlar, ülkemizde bu adımlar atıldığı zaman niçin rahatsız oluyorlar? Soğuk savaş yıllarından kalma yanlış alışkanlıklardan, gayri meşru arayışlardan, hukuk dışı yapılanmalardan Türkiye er ya da geç kurtulmak durumundadır." yorumunda bulundu.[42][43] değiştir Darbe GünlükleriNokta dergisi 29 Mart 2007 tarihli sayısında dönemin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu iddia edilen günlükleri yayınladı. [44] [45] [46] [47]Nokta'nın yayınldığı günlüklere göre, dönemin kuvvet komutanları AK Parti hükümetinin izlediği politikalardan rahatsız olmuş ve 2003 ve 2004 yıllarında Sarıkız ve Ayışığı kod adlı iki darbe planı hazırlamışlardı. Bu haber üzerine 13 Nisan 2007’de Nokta dergisinin binası askeri mahkeme kararıyla basılmış [48] [49]ve dergi bu olayların ardından imtiyaz sahibi tarafından kapatılmıştır.[50] [51] 1 Temmuz 2008 tarihli Ergenekon Operasyonu'nda darbe günlüklerinde sıkça adı geçen Şener Eruygur ve Hurşit Tolon'un gözaltına alınmasıyla birlikte bu darbe iddiaları tekrar ülkenin gündemine geldi. Bu gözaltı dalgasının ardından kapatılan Nokta dergisinin genel yayın yönetneni Alper Görmüş'ün de aralarında bulunduğu bir çok kişi, gözaltıların nedeninin Sarıkız ve Ayışığı darbe teşebbüsleri olduğunu iddia etti. [52] [53] Ancak 14 Temmuz 2008 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, yaptığı basın açıklamasında darbe günlüklerinin iddianamede yer almadığını belirtmiştir. [54]Buna rağmen darbe teşebbüslerinin darbe günlüklerinde adı geçen Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Mustafa Balbay, Sinan Aygün gibi darbe günlüklerinde adı geçen kişiler için hazırlanacak olan ek iddianamede yer alabileceği iddiaları da bulunmakta. 7 Temmuz 2008 tarihinde Taraf gazetesi manşetten verdiği haberde 1 Temmuz'da gözaltına alınan Atatürkçü Düşünce Derneği başkanı emekli orgeneral Şener Eruygur'un evrak çantasında Sarıkız ve Ayışığı'nın dışında Eldiven adlı bir darbe planına dair belgeler bulunduğunu duyurdu. [55][56] [57] [58][59][60] Powerpoint dosyası şeklindeki sunumun en dikkat çeken yanı Nokta dergisinin yayınladığı Sarıkız ve Ayışığı planları için hazırlanan şemaların aksine hiçbir şifre ve kod kullanılmaması ve kişi isimlerinin açıkça yazılmasıydı. değiştir Kuddusi Okkır'ın ölümü20 Haziran 2007'de Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alınan ve Ergenekon'un kasaı olduğu iddia edilen işadamı Kuddusi Okkır tutuklandı. Sağlıklı bir biçimde tutuklanan Kuddusi Okkır'ın, cezaevinde kaldığı dönemde sağlığı bozuldu. 2008'in Nisan ayı sonunda, "majör depresyon" teşhisiyle Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'ne sevk edilen Okkır'a, burada ayrıca zatürree ve böbrek yetmezliği teşhisi kondu. Bayrampaşa Devlet Hastanesi, Haseki Devlet Hastanesi ve buradan da Yeditepe Üniversitesi Hastanesi Göğüs Cerrahisi Bölümü'ne götürülen Kuddusi Okkır, son olarak da 10 Mayıs 2008'de Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne yatırıldı ve yapılan tetkiklerde "akciğer kanseri, beyin ve kemik metastası" teşhisi kondu.[61] Kuddusi Okkır, sağlık sorunları nedeniyle savcılığın talebiyle nöbetçi mahkeme tarafından 1 Temmuz 2008 tarihinde serbest bırakıldı. Okkır, tahliyesinden beş gün sonra Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde hayatını kaybetti. Okkır öldüğünde zanlı durumundaydı ve Ergenekon iddianamesi henüz tamamlanmadığı için, neyle suçlandığını bilmiyordu. Kuddusi Okkır'ın hakkındakı suçlamaları öğrenemeden kanserden ölmesi büyük tepkiyle karşılandı. Kuddusi Okkır'ın ölümü ile ilgi olarak CHP grup başkanvekillerininhazırladığı araştırma önergesinin gerekçesinde hangi suçla suçlandığını bile bilmeyen bir kişinin, tutukluluk sürecinin, infaz edilen bir cezaya dönüşmesinin, en temel insan hakkı olan yaşam hakkının ihlali olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin yaşam hakkı, özgürlük ve güven hakkı ve adil yargılanma hakkının da içinde bulunduğu maddelerinin ihlal edildiği belirtildi.[62] Kuddusi Okkır'ın eşi Sabriye Okkır'la görüşen TBMM İnsan Hakları Komisyonu başkanı Zafer Üskül Okkır’ın ölümü insan haklarına aykırı olduğunu söyledi.[63] değiştir 23 Temmuz 2008 ve daha sonraki operasyonlar23 Temmuz,[64] 18 Eylül,[65][66] [67] 23 Eylül[68][69] [70][71][72] ve 21 Ekim[73] tarihlerinde dört dalga operasyon daha düzenlendi. 18 Eylül'deki operasyonda 5 teğmen ve 1 askeri öğrencinin gözaltına alınmasıyla soruşturma dahilinde ilk kez muvazzaf subaylar tutuklanmış oldu. 23 Eylül 2008'deki 9. dalga operasyonda Biz kaç kişiyiz hareketinin lideri Tuncay Özkan, eski Esenyurt Belediye Başkanı Gürbüz Çapan ve eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Adil Serdar Saçan da gözaltına alınanlar arasındaydı. değiştir TSK'dan sanıklara ziyaret3 Eylül 2008 tarihinde Kocaeli Muharebe Hizmet Destek Eğitim ve Garnizon Komutanı Korgeneral Galip Mendi, Kandıra Cezaevinde tutuklu bulunan emekli Orgeneral Şener Eruygur ile Orgeneral Hurşit Tolon'u Türk Silahlı Kuvvetleri adına ziyaret etti.[74] [75][76][77] AK Parti ziyareti insanî bir ziyaret olarak nitelerken CHP ve MHP geç kalınmış bir ziyaret şeklinde değerlendirdi. [78]Bazı kesimler ise terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmak ve anayasal düzen aleyhinde darbe teşebbüsünde bulunmak suçlarından sanık olan iki generalin ziyaretinin TSK'nın davada taraf olduğu anlamına geldiğini ifade ederek eleştirdi.[79] [80] değiştir Ferda Paksüt'ün dinlenmesiAnayasa Mahkemesi başkanvekili Osman Alifeyyaz Paksüt ve eşi Ferda Paksüt 13 Mayıs 2008 tarihinde kendilerini takip eden bir araçtan şüphelenip ve araçtaki görevlilerle tartıştılar.[81] Aracın emniyete ait dinleme aracı ve içindekilerin de polis olduğunu savunan Osman ve Ferda Paksüt, izinsiz olarak dinlendikleri iddiasıyla Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Bu olaydan üç ay sonra savcı Zekeriya Öz, Ferda Paksüt'ü Ergenekon soruşturması kapsamında ifade vermek üzere savcılığa çağırdı. Zanlı olarak ifade verdiği öğrenilen [82] [83] Paksüt'ün araçlarının takip edildiği iddiasıyla yaptığı suç duyurusuyla ilgili soruşturmada ise Ferda Paksüt hakkında Ergenekon soruşturması kapsamında İstanbul mahkemelerince verilmiş yasal dinleme kararı bulunduğunu belirlendi. Ferda Paksüt'ün soruştırmanun firari şüphelilerinden olan Turhan Çömez ile aralarında geçen telefon görüşmeleri nedeniyle ifade verdiği biliniyor. [84] değiştir 7 Ocak 2009 operasyonuErgenekon soruşturması kapsamında 6 ilde eşzamanlı olarak düzenlenen operasyonlarda 40'a yakın kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanların arasında yazar Yalçın Küçük, Yüksek Öğretim Kurulu eski başkanı Kemal Gürüz, Milli Güvenlik Kurulu eski Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç, eski Özel Harekat Daire başkanvekili İbrahim Şahin Genelkurmay eski Hukuk Müşaviri emekli Tümgeneral Erdal Şeneli, emekli Orgeneral Kemal Yavuz, Bağımsız Cumhuriyet Partisi Genel Başkan Yardımcısı gazeteci Engin Aydın ve Bedrettin Dalan’ın oğlu Barış Dalan da bulunuyor. Ayrıca eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun evinde ve Bedrettin Dalan'a ait Yeditepe Üniversitesi ile İstek Vakfı'nda arama yapıldı. [85] [86] Gözaltına alınan Yarbay Mustafa Dönmez'in Sakarya'nın Sapanca ilçesindeki yazlığında yapılan aramada 5 tabanca, 22 adet el bombası ve çok sayıda Kaleşnikof mermisine rastlandı. [87] değiştir Soruşturma ile ilgili diğer tepkiler
değiştir Savcı Zekeriya Öz hakkındaki iddialar
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1991 mezunu Zekeriya Öz 1997 yılında savcı olmuştur. Ancak aylarca kamuoyunda ilk görev yeri Mutki olarak tanıtılmasına rağmen Aydınlık Dergisi'nin ve Ulusal Kanal televizyonunun verdiği habere göre ilk görev yerinin Çine olduğu ortaya çıkmıştır.[91] Aydınlık Dergisi'nin verdiği habere göre Savcı Zekeriya Öz döner sermaye parasının aralarında paylaşılması isteğini redden kıdemli savcı Ayhan Uğurdan tarafından Hakimler ve Savcılar kuruluna şikayet edilmiş ve Mutkiye sürülmüştür. Bu iddia halen Adalet Bakanlığı ya da kendisi tarafından tekzip edilmemiştir.[92] Gazeteci Can Dündar Savcı tarafından illegal olarak davet edilip sorgulandığını ancak bunun ifade tutanağına geçmediğini bildirmiştir.[93] Ergenekon savcıları hakkında; sanıklar Muzaffer Tekin, Ergün Poyraz, Kemal Kerinçsiz ve Doğu Perinçek’in yanısıra emekli kıdemli albay Erdal Sarızeybek, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna suç duyurusunda bulundu.[94][95] Bunun üzerine inceleme başlatıldı. Ancak soruşturma talebi reddedildi. değiştir İddianameVikikaynak'ta, Ergenekon iddianamesi ile ilgili metin bulabilirsiniz.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 10 Temmuz 2008 gün ve 1536/2007 numaralı soruşturma evrakı üzerinden 623/2008 sayılı; 47'si tutuklu 86 şüpheli hakkında hazırlanan 441 klasör, 2455 sayfadan ve oluşan Ergenekon iddianamesi ile ilgili incelemesini 25 Temmuz 2008 Cuma günü tamamlayarak iddianamenin kabulüne karar verdi. Mahkeme ayrıca dava ile ilgili tutuklananların farklı infaz ve tutukevlerinde bulunmalarını dikkate alarak, bütün tutuklu sanıkların Silivri Ceza İnfaz Kurumları Kampüsü'ne nakledilmesine karar verdi. Ergenekon isminin, örgüt üyesi olduğu iddia edilen kişilerin kendilerinin verdikleri bir isim[96] olduğu için savcılar tarafından da kullanıldığı ifade edilmiştir.[97] İddianamede, Danıştay saldırısında öldürülen hakim Mustafa Yücel Özbilgin maktül, yaralanan Mustafa Birden, Ayla Gönenç, Ayfer Özdemir ve Ahmet Çobanoğlu mağdur olarak geçiyor. Kabul edilen iddianamede 1 Temmuz 2008 ve daha sonraki gözaltılarda sonra tutuklanan ve aralarında Atatürkçü Düşünce Derneği Başkanı eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ile emekli Albay Hasan Atilla Uğur'un da bulunduğu şüpheliler ile ilgili iddialar yer almıyor. Bu şüpheliler ile ilgili ek bir iddianame hazırlanıyor. değiştir Örgütün yapılanması
Savcılık iddianamesinde örgütün yöneticileri olarak gösterilen Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu, İşçi Partisi genel başkanı Doğu Perinçek, Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin ve Türk Ortodoks Patrikhanesi basın sözcüsü Sevgi Erenerol Türk Ceza Kanunu' na göre yalnız kendi işlediği suçlardan değil örgütün gerçekleştirdiği bütün eylemlerden yargılanacaklar. Ergenekon, örgütün Başkanına doğrudan bağlı olan 4 Daire Komutanlığı ile iki sivil Başkanlıktan oluştuğu savunulmuştur. İddianameye göre bu başkanlıklar şöyledir:[98][99]
Yukarıdaki birimlerden yalnızca Teori Tasarım ve Plânlama Dairesi Başkanlığı'nın hiyerarşik yapısı deşifre edilebilmiştir. İddianamede bu başkanlığın yapısının aşağıdaki gibi olduğu belirtiliyor. [100]
değiştir Sivil toplum örgütleri ile ilişkisiErgenekon iddianamesinin sivil toplum yapılanması bölümünde örgütün; Kuvayı Milliye Derneği,[101] Vatansever Kuvvetler Güçbirliği Hareketi, [102] Büyük Hukukçular Birliği, [103] Ayasofya Derneği, [104] Uluslararası Noel Baba Barış Konseyi, [105] Kuvvacılar Derneği, [106] Büyük Güçbirliği Derneği,[107] Ulusal Sanayici ve İşadamları Derneği [108] ve Öncü Gençlik [109] isimli sivil toplum kuruluşları ile irtibatlı olduğu iddia edilmiştir.
değiştir Diğer terör örgütleri ile bağlantısıdeğiştir PKKİddianamede; Veli Küçük ve Ümit Oğuztan'dan ele geçirilen 'Panzehir' isimli dokümanda, PKK'nın tamamen tasfiye edilmesi yerine, Abdullah Öcalan'la işbirliği yapılması gerektiği, gerektiğinde naylon terör grupları oluşturularak terör dünyasına yön verilmesi ve güçlü istihbarat örgütlerinin kurguladığı oyunun içinde mutlaka yer alınması gerektiği belirtilmiş, soruşturma dosyasındaki delillerden de Ergenekon yöneticilerinin PKK ile ilişki içersinde oldukları, bu örgütü kontrol altında tutmaya çalıştıkları ve gerektiğinde de amaç ve hedefleri doğrultusunda kullandıkları, bu çerçevede son yıllarda Ergenekon içersindeki Kuvayı Milliye derneği altındaki tetikçilere Kürt asıllı vatandaşlara yönelik eylemler yaptırmayı planlayarak ülkede Türk-Kürt çatışması meydana getirmeyi ve böylelikle örgütün amaçları doğrultusunda ülkede kaos ve çatışma ortamı oluşturmayı hedefledikleri savunulmuştur. İddianamede Sık sık Bekaa Vadisi'nde PKK kamplarını ziyaret eden İşçi Partisi lideri Doğu Perinçek'in Ergenekon'un kararlarına göre teori ve planlama dairesi başkanlığı bünyesinde terör örgütleri ile irtibat konusunda da görevli olduğu anlaşılmaktadır. ifadelerine de yer verilmiştir.[110] [111] değiştir DHKP/C ve Hizbullahİddianamede; şüphelilerde ele geçirilen istihbarî bilgi notlarında DHKP/C ve Hizbullah örgütleriyle ilgili notlar ve gizli bilgiler değerlendirildiğinde bu örgütlerle de şüphelilerin doğrudan bağlantılarının bulunduğu görüleceği belirtildi. Ayrıca; Mart ayında Ulusal Kanal'da yapılan bir aramada ele geçirilen belgeye dayanarak Hizbullah'ın generaller Teoman Koman ve Veli Küçük tarafından kurulduğu ve Ümraniye'de bulunan el bombaları ile 1999'daki Hizbullah baskınında ele geçirilen bombaların aynı kafile ve seri numaralı olduğu bilgisine yer verildi. [112] [113] [111] değiştir Türk İntikam TugayıAkın Birdal'a yönelik suikast girişiminin azmettiricisi ve Türk İntikam Tugayı'nın eski lideri Semih Tufan Gülaltay ile TİT üyesi olduğu belirtilen Vatan Bölükbaşoğlu Ergenekon davasında yargılananlar arasında.[114] [115] değiştir Gerçekleştirdiği iddia edilen eylemler
değiştir Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet'e el bombası atılması5, 10 ve 11 Mayıs 2006 tarihlerindeki Şişli'de bulunan Cumhuriyet Gazetesi merkezine el bombası atılması, 17 Mayıs 2006 günü Danıştay 2. Dairesine yönelik gerçekleştirilen silahlı saldırı sonucu Danıştay üyesi Mustafa Yücel Özbilgin'in öldürülmesi ve 4 üyenin yaralanması eylemlerini Ergenekon örgütünce gerçekleştirildiği belirtilen iddianamede, tetikçi Alparslan Arslan’a bu iki saldırının emrinin, Zafer kod adlı emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin ve emekli Tuğgenenal Veli Küçük tarafından verildiği öne sürüldü. Cumhuriyet Gazetesi’ne atılan 3 el bombasının da Eskişehir’de Binbaşı Fikret Emek’ten ele geçirilen bombalardan olduğu, ancak Ümraniye’de yakalanan bombaların nerelerde kullanılacağının belirnemediği belirtildi.[116] İddianamede Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesini bomba atılması olayları Danıştay cinayeti nedeniyle mahkum olan Osman Yıldırım'ın ifadelerine dayandırılıyor. Osman Yıldırım'ın ifadesi iddianamede şöyle özetlendi.[117] Arkadaşı Alparslan Arslan'ın ismini bilmediği bir kişi ile gelerek kendisini Ataşehir'de Migros'a yaklaşık 500 metre mesafede bulunan dubleks villalardan oluşan bir site içersindeki villaya götürüldüğünü, orada Muzaffer Tekin, Alparslan Arslan, Oktay Yıldırım, kendisini arabayla alan şahıs ve tanımadığı 10-15 şahsın olduğunu, bu evde Alparslan Arslan'ın bekar olan arkadaşlarıyla kaldığını, burada Muzaffer Tekin'in yanında koruması olarak gezen kişiye diğer odadan 3 adet el bombası getirmesini soylediğini, bu kişinin de talimat üzerine diğer odadan 3 adet el bombası getirip masaya koyduğunu, Muzaffer Tekin'in kendisine 'Bunlar Cumhuriyet Gazetesine atılacak. Rahat ol, kimse ölmeyecek. Bitince sana 500 bin dolar para vereceğiz. Senin attırdığın kişilere ne kadar verirsen ona karışmayız' dediğini, kendisinin de 2 adet el bombasını alıp cebine koyduğunu, 1 tanesini de Alparslan Arslan'ın alarak çantasına koyduğunu beyan etmiştir. Bu beyan üzerine soruşturma kapsamindaki şüphelilerin fotoğraflan ile yapılan aramalarda elde edilen diger fotoğraflar temin edilip Osman Yıldırım'dan kendi beyanındaki gibi Muzaffer Tekin'in talimatı ile el bombalarını getiren kişiyi teşhis etmesi istenilmiştir. Osman Yıldırım, Muzaffer Tekin'in 'Oglum diğer odadan git bombaları getir' dediği kişi olara Rasim Görüm'ü teşhis etmiştir" İddianamede Danıştay saldırganı Alparslan Arslan'ın telefon trafiğine de dikkat çekildi. Arslan'ın Muzaffer Tekin ve Ertuğrul Yılmaz ile irtibatlı olduğu bilinen Ayhan Parlak’la 108 kez, Sedat Peker’in liderliğini yaptığı suç örgütü üyesi olduğu iddia edilen ‘Kelebek İbrahim’ lakaplı İbrahim Cingi’yle 94 kez, Muzaffer Tekin ile 35 kez görüştüğü belirlendi. Bu kadar telefon görüşmesinin aralarında bağlantının tanışıklıktan öteye geçtiğini gösterdiği gibi, bu tarihten sonra görüşmelerin kesilmesi hayatın olağan akışına uygun olmadığı savunuldu.[118] Osman Yıldırım ayrıca, 18 Eylül 2008 tarihinde Ankara 12. Asliye Ceza Mahkemesi’ne ilettiği 6 sayfalık mektubunda; Ergenekon'un Cumhuriyet'e bomba atma işini kendisine, suikast işlerini de Alparslan Arslan'a, Atabeyler'e verdiği itirafında bulunmuştur. [119] [120] değiştir Gazi Mahallesi olayları12 Mart 1995 günü akşam saatlerinde İstanbul’da Alevi vatandaşların çoğunlukta yaşadığı Gazi Mahallesi'ndeki üç kahvehane ve bir işyeri aynı anda kimliği belirsiz kişilerce bir taksiden otomatik silahlarla açılan ateşle taranmış ve bu saldırılar sonucu Halil Kaya isimli bir vatandaş hayatını kaybederken, beşi ağır yirmi beş kişi yaralanmıştı. Olayların ardından çok sayıda Alevi vatandaş, Gazi Mahallesi'nde toplanıp, emniyet kuvvetlerinin olaya geç müdahale ettiklerini öne sürerek polis karakoluna yürümüştür. Polisler grubun üzerine kurşun yağdırmasıyla başlayan olaylar çok sayıda vatandaşın ölümüne neden olmuştu. Ergenekon iddianamesinde ise 9 nolu gizli tanığın Gazi Mahallesi olaylarının emrini Veli Küçük’ün verdiğini söylediği kahvehanenin taranması ile 13 kişinin öldürülmesi olayını Veli Küçük ile beraber hareket eden Osman Gürbüz'ün gerçekleştirdiği öne sürüldü.[121] değiştir Necip Hablemitoğlu suikastıNecip Hablemitoğlu, 18 Aralık 2002 tarihinde evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucunda öldürülmüştü. İddianamede bu cinayete ilişkin bilgiler yine Danıştay saldırısı hükümlüsü Osman Yıldırım’ın şu ifadelerine dayandırıldı:[122][123] “2002 yılı Aralık ayının başında İbrahim Genç’in Osmanbey’de bulunan yazıhanelerinden birinde Veli Küçük, İbrahim Genç, Esen Türkyılmaz, Muzaffer Tekin ve Osman Gürbüz’ün olduğu toplantıda, Gürbüz’ün kendisine Necip Hablemitoğlu’nu öldürüp öldüremeyeceğini sorduğuğunu, ve orada bulunanların bunun karşılığı olarak 1 milyon dolar teklif ettiğini, Küçük’ün Gürbüz’e dönerek, “Osman bu iş yine sana düştü” dediğini, daha sonra Hablemitoğlu’nun öldürüldüğünü duyduğunu, yaklaşık altı yedi ay sonra Gürbüz’ün kendisine “Hablemitoğlu’nun parasını masalarda bitirdik” dediğini, bu konuşmadan sonra Gürbüz’ün Hablemitoğlu’nun öldürülmesi olayına karıştığını ve aldığı parayı da kumarda bitirdiğini anladığını(...)” değiştir Ergenekon-Karagümrük çetesi ilişkisiErgenekon iddianamesinin delil klasörlerinde de bulunan ve 2 Eylül 2008 tarihinde görüntü basına da yansıyan bir videoda Karagümrük çetesi lideri Nuri Ergin'in sekiz yıl önce Uşak cezaevinde çıkardıkları isyan sırasında çekilen ve Özdemir Sabancı suikastının faili Mustafa Duyar'ı öldürme emrini kendisine Veli Küçük'ün verdiğini itiraf ettiği görülmüştür. [124][125][126] değiştir Yargıtay görevlilerine suikast planıİşçi Partisi Ankara Genel Merkez binasında yapılan aramada ele geçirilen bir CD'nin yapılan incelemesinde "YARGITAY" isimli PDF dosyasında binanın bölümlerini gösterir şekiller olan elle çizilmiş basit bir kroki bulunmuş ve Yargıtay görevlilerine suikast hazırlığı yapıldığı iddia edilmiştir.[127]İddianamede bu suikast planı hakkında şöyle bir değerlendirmede bulunuldu:[128] ERGENEKON terör örgütü, amaç ve çıkarlarına aykırı gördüğü yönetimleri değiştirmek için her yolu mubah görmektedir. Ülkemizde hali hazırda mevcut yönetim aleyhinde sürekli yayın ve propaganda yürüten ERGENEKON terör örgütünün, olası bir Yargıtay eylemi sonucunda oluşacak kargaşa ve kaos ortamından yararlanma planı yaptığı açıktır. 2006 yılında türban kararını bahane ederek Danıştay 2. Dairesi yargıçlarına yapılan silahlı saldırının arkasından, iktidar partisinin kapatılması için Anayasa Mahkemesi’ne başvuran Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na yönelik böyle bir çalışmanın yapılması ERGENEKON terör örgütünün amaçlarına ulaşmak için her yolu mübah gören anlayışına uygun düştüğü görülmüştür değiştir Yaşar Büyükanıt'a suikast planıİddianamede Ergenekon’un 2005 yılında dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'a suikast hazırlığı yaptığı ileri sürüldü. Orgeneral Büyükanıt’ın koruma planının tamamının İşçi Partisi’nde ele geçirilen belgeler arasında olduğu belirtilen iddianamede ele geçirilen dosyalarda GATA komutanlarının fotoğraflarının bulunmuştur. İddianamede Büyükanıt’a yönelik suikast planı hakkında, “İşçi Partisi Genel Merkezi’nde yapılan aramada, girişin karşısındaki sekreter odasının sağ tarafında bulunan masa üzerinde çok sayıda CD bulunarak, el konulmuştur. Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Yaşar Büyükanıt’ın koruma planı başlıklı çizelge şeklinde yazı olduğu, içeriğinde Yaşar Büyükanıt’ın belirtilen tarihte İzmir ve Balıkesir’deki yapacağı ziyaretlerdeki koruma planı olduğu anlaşılmıştır. Söz konusu belgenin şüphelilerden Doğu Perinçek’e, ne şekilde temin ettiği hangi amaçla sağladığı bu planlara başka kimselere verip vermediği sorulduğunda, ‘Böyle kanun dışı saçma sapan vatanı ve millete ihanet anlamı taşıyan işlerle bizim işimiz olmaz. Genelkurmay Başkanı, Emniyet Müdür, MİT Müsteşarı bilir’ demiştir” denildi.[129][116] değiştir Başbakan Erdoğan'a suikast planıİddianamede, Ergenekon’la irtibatlı olduğu belirtilen Semih Tufan Gülaltay liderliğindeki Türk İntikam Tugayı’nın Başbakan Erdoğan’a yönelik suikast hazırlığında olduğu anlatıldı. İddianamede bu plan “Türk İntikam Tugayı’nın (TİT) Yeni Hücre Yapılanması ve Başbakan’a Suikast” başlıklı bölümde şöyle anlatıldı:[130][116] “22 Ocak 2008 tarihinde yapılan operasyondan kısa bir süre sonra Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturması yapılan ve kendisini Türk İntikam Tugayı (TİT) Ergenekon örgütü üyesi olarak tanıtan şüpheli Vatan Bölükbaşoğlu’nun Veli Küçük’ün tutuklanması üzerine çeşitli kişilerle Veli Küçük’ten aldığı talimatlar gereği Ergenekon operasyonuna misilleme olmak üzere Başbakan’ın veya Emniyet İstihbarat Daire Başkanının öldürüleceğinin ve bu iş için silah ve tetikçi temin etmeye çalıştığı hususundaki bilgilerin Cumhuriyet Başsavcılığımıza ulaşması üzerine Çanakkale Cumhuriyet Başsavcılığının proje aşamasındaki soruşturması Ergenekon’la alakalı olduğu düşünülerek soruşturma dosyasının ve iletişim tespit tutanaklarının savcılığımıza gönderilmesi sonrasında yapılan incelemede şüpheli Vatan Bölükbaşoğlu’nun hem telefonla silah teminine çalıştığı, hem de dijital ortamda (msn görüşmeleri) yaptığı görüşmelerde Ergenekon terör örgütünün talimatları gereği Başbakan ve Ramazan Akyürek’in öldürülmesiyle alakalı istihbari bilgiler topladığı, Ogün Samast misali bu işi gerçekleştirecek kişileri ayarlamaya çalıştığı muhtemel bir suikastın önlenmesi için şüpheli ile irtibatlı olduğu gruba yönelik yapılan operasyonda söz konusu e-maillerin şüphelinin bilgisayarında bulunduğu ve bu şüphelinin de mahkemece tutuklandığı diğer şüphelilerin ise delil durumuna göre serbest bırakıldığı anlaşılmıştır.” değiştir Diğer suikast planlarıİddianamede ayrıca, Ergenekon örgütününü Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru Nobel Edebiyat ödüllü yazar Orhan Pamuk, Diyarbakır Büyükşehir Belediye başkanı Osman Baydemir, DTP genel başkanı Ahmet Türk ve milletvekili Sebahat Tuncel'e suikast planladığı ve bu saldırının hazırlığı yapıldığı iddia edilmiştir.[131] değiştir Sanıklar ve hakkında talep edilen cezalar
Ergenekon iddianamesi:Şüpheliler
Ergenekon iddianamesi:Bölüm V Şüphelilerin bireysel durumları
Davada tutuklu olarak yargılanacak sanıklar arasında Emekli Tuğgeneral Veli Küçük, İP Genel Başkanı Doğu Perinçek, Emekli Orgeneral Hurşit Tolon , İP Genel Sekreteri Nusret Senem, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü Sevgi Erenerol, Avukat Kemal Kerinçsiz, Kuvayı Milliye Derneği Başkanı emekli Kurmay Albay Mehmet Fikri Karadağ, Emekli Binbaşı Fikret Emek , Emekli Astsubay Oktay Yıldırım, Emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Emekli Albay Hasan Atilla Uğur, yazar Ergün Poyraz, Susurluk davası hükümlüsü Sami Hoştan , Doç. Dr. Emin Gürses , Ulusal Kanal Genel Yayın Yönetmeni Ferit İlsever de bulunuyor. Aralarında Orgeneral Şener Eruygur, Cumhuriyet gazetesi başyazarı İlhan Selçuk, çete lideri Sedat Peker, İstanbul Üniversitesi eski rektörü Kemal Alemdaroğlu, Ankara Ticaret Odası başkanı Sinan Aygün, Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay, yazar Erol Mütercimler'in de bulunduğu 100'e yakın kişi tutuksuz yargılanacak. Davanın bazı sanıkları için istenen cezalar şöyle:
İddianamede, diğer 79 sanığın ise değişik suçlamalara ilişkin olarak 1 ile 74 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırılmaları isteniyor. değiştir DavaErgenekon davasınının ilk duruşması 20 Ekim 2008’de Avrupa’nın en büyük cezaevi olan Silivri Ceza İnfaz Kurumları Yerleşkesi’ndeki adliyede görülmek üzere başlandı ancak yapılacak olan ilk duruşma gerekli tedbirler Adalet Bakanlığı ve ilgili Mahkeme tarafından sağlanamadığı için, tutuksuz sanıkların ayrı yargılanması ara kararı verilerek erteledi. (Mahkeme salonunda kimlik tespiti yapılamadığı için duruşma olarak kayda geçilmemesine ve yok sayılmasına ilşkin talep bir sonraki oturumda sanık avukatları tarafından heyete iletilmiştir..) Soruşturmayı yürüten üç Cumhuriyet savcısından Mehmet Ali Pekgüzel ile Nihat Taşkın mahkeme savcısı olarak yargılama boyunca duruşmalara katılacak. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin bakacağı davanın mahkeme heyeti başkan Köksal Şengün ile üyeler Kemal Can ve Hasan Hüseyin Özese'de oluşuyor.[132] Ayrıca duruşmalarda, ilk olarak Hrant Dink suikastı davasında kullanılan görüntülü ve sesli kayıt sistemi kullanılıyor.[133] [134] Davanın ikinci duruşmasında, eski Adli Tıp Uzmanı Prof Şebnem Korur Fincancı da bu davada yargılanan bazı sanıklar kendisine ait kişisel bilgileri kaydettiği ve özel telefon görüşmelerini dinlediği için yaptığı müdahillik talebi ile Cumhuriyet gazetesinin üç kez bombalı saldırı düzenlenmesi olayı ile gazetenin doğrudan zarar gördüğünü gerekçe göstererek yaptıkları müdahillik talebi mahkeme heyetince kabul edilirken; DTP, İHD Diyarbakır Barosu gibi parti ve kuruluşların müdahillik talepleri ise reddedildi.[135] Davanın ilk duruşmalarında bazı sanıklar ve avukatları usule ilişkin bazı itirazlarını dile getirdiler. Doğu Perinçek iddianamede partisinin bir suç örgütü olarak gösterildiğini ve mahkemenin kendisini yargılayamayacağını iddia etmiş ve görevsizlik kararı vererek kendisini Anayasa Mahkemesinin yargılamasını talep etmiştir.[136] Ancak Perinçek'in talebi reddedilmiştir. değiştir Esas ve Usule İlişkin İtirazlar, Talepler
değiştir Sanıkların savunmaları ve çapraz sorgularıİddianeme okuma işleminin bitirilmesinin ardından sanıkların savunmalarının dinlenmesine geçildi. Savunmalara Ümraniye'de bulunan el bombalarının sahibi Oktay Yıldırım'la başlandı. Yıldırım emniyete getirildiğinde bombalardan sorumlu tutulduğunu ve bombaları ne kendisi ne avukatı ne de imha kararı veren mahkemenin gördüğünü söyledi. [137] Yıldırım'ın ardından bombalarının bulunduğu gecekondunun sahibi Ail Yiğit'in savunmasına geçildi. Ali Yiğit, Ümraniye’de bulunan el bombalarının Oktay Yıldırım’a ait olduğunu savundu ve kendisini tehdit eden kişilerin bu konudaki ifadesini değiştirmesini istediklerini söyledi. [138] Danıştay saldırısının azmettiricisi olmakla suçlanan emekli yüzbaşı Muzaffer Tekin, savunmasında soruşturma sürecinde iyiniyetle savcı Zekeriya Öz’e yardımcı olmaya çalıştığını ve çeşitli mektuplar yazdığını ancak soruşturma gizliliği olmasına rağmen bizzat savcının eli ile yandaş medyaya tahrif edilerek servis edildiğini gördükten sonra yazmaktan vazgeçtiğini söyledi.[139] Tekin Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan’ın yakın çevresindeki kişilerin ifadelerinden, her iki olayın da dini motifli olarak işlendiğinin anlaşıldığını ve Arslan’ın bulunduğu ortamın ulusalcı yapıdaki kişilerden oluşmadığını iddia etti. Tekin çapraz sorgusunda savcı Mehmet Ali Pekgüzel'in Alparslan Arslan ile ilişkilerini” sorması üzerine Arslan ile 3-4 kez görüştüğünü, ancak olay tarihinden 1,5 yıl öncesine kadar hiç görüşmesi olmadığını söyledi. Savcı Pekgüzel’in, kayıtlara göre Arslan'la aralarında 31 adet telefon görüşmesi bulunduğunu, son görüşmeyi Danıştay cinayetinden 6 ay kadar önce yaptıklarını belirtmesi üzerine de Tekin, “Kesinlikle irtibatım yok, niye gizleyeyim” cevabını verdi. [140] Açık istihbarat adlı web sitesinin sahibi Halil Behiç Gürcihan duruşmada Ergenekon yerine Gladio kelimesini kullanmayı tercih etti. Yazılısı savunmasında Gladyo zihniyetine karşı durduğunu, yıllardır aleyhine yazılar yazdığını belirten Gürcihan, Danıştay ve Cumhuriyet gazetesi saldırılarının türban nedeniyle yapıldığına asla inanmadığını ve kendisinin saldırıları Gladyoyla özdeşleştirdiğini söylemiştir. Behiç Gürcihan, ayrıca davanın soruşturma sürecinin, gözaltına alındığı andan itibaren iddianame metnine kadar baştan aşağı hukuk ve insan hakları ihlalleri ile dolu olduğunu söyleyerek savcılara eleştiride bulunmuştur.[141] Davanın 19. duruşmasında tutuklu sanıklardan yazar Ergun Poyraz, yaptığı savunmada soruşturmanın nedeni olan Ümraniye’deki bombaların imha edildiğine dikkat çekerek bunun Ergenekon soruşturmasının bir senaryodan ibaret olduğunu gizlemek için yapıldığını öne sürdü. Kuvvai Milliye Derneği Genel Başkanı Bekir Öztürk ise savunmasında savcı Zekeriya Öz'ü hedef aldı. Öz'ü bazı sanık ve sanık yakınlarının mektuplarını basına servis etmekle suçlayan Öztürk, savcı Öz'ün Beşiktaş'taki makamından senaryo yazmaya devam ettiğini söyledi.[142] Davanın kilit isimlerinden emekli Tuğgeneral Veli Küçük 26. duruşmada hakim karşısına çıktı. Küçük Tuncay Güney’ın soruşturmada bir piyon olarak seçildiğini ve bu senaryoya alet edildiğini öne sürdü. İddianamenin yüce Türk milletine karşı hazırlandığını söyleyen Küçük, iddianamede ‘terör örgütü’ deyiminin, Türk’ün Kabe’si olan Ergenekon ile birlikte kullanıldığını ifade etti. Veli Küçük bu iki kelimeyi birlikte kullanmasının kendisinin ayıbı olmadığını, bu yüzden de yüce Türk milletinden özür dilediğini söyledi. Küçük, mahkeme heyetine iddianamede belirtilen Veli Küçük'ün sanal bir Veli Küçük olduğunu savundu. JİTEM konusunda ise Jandarma Genel Komutanlığı bünyesinde hiçbir zaman böyle bir birimin olmadığını ve bu isim kullanılarak sanki gizemli, gayriyasal bir oluşum varmış izlenimi yaratılmaya çalışıldığını iddia etti. [143] Yazılı savunmanın ardında Küçük'ün çapraz sorgusuna geçildi. Küçük'e Kocaeli İl Jandarma Alay Komutanı olduğu sırada Adapazarı, İzmit ve Sapanca'da Kürt işadamlarına düzenlenen faili meçhul cinayetler ile ilşkisi sorulduğunda, Benim bölgemde faili meçhul olmaz diye yanıt verdi. Küçük, duruşmada müdahil avukatların kendisine yönelttiği 30 kadar sorudan sadece birkaçını cevapladı.[144] [145][146] değiştir Tuncay Güney'in MİT kimliğiErgenekon davası sırasında en çok tartışılan isimlerden biri de 2001 yılında Organize Şube Müdürü Adil Serdar Saçan'a Ergenekon hakkında detaylı bilgi vererek deşifre olmasını sağlayan Tuncay Güney oldu. Ergenekon davasının 16. duruşmasında mahkeme heyeti, MİT belgelerinde Tuncay Güney İpek olarak yer alan kişinin Tuncay Güney olup olmadığını Millî İstihbarat Teşkilatı'ndan sorulması kararı aldı.[147] [148] Bu karardan bir kaç gün sonra Sabah gazetesinin manşetinden "Tuncay Güney MİT'in İpek'iydi" başlıklı bir haber yayınlamasıyla Tuncay Güney'in eski MİT mensubu olduğu ortaya çıktı. Haberdeki belgelere Tuncay Güney genç yaşında, MİT İstanbul Bölge Başkanı Galip Tuğcu tarafından MİT'e kazandırıldı. 1990'larda önce MİT'in Gerici Faaliyetler Şubesi'nde ardından İran Masası'nda çalıştı. Bu amaçla genç bir gazeteci olarak, Ortadoğu'daki liderlerle yüzyüze görüşmeler yaptı. Fakat, 1992 yılında MİT Tuncay Güney'in görevini değiştirdi. Kendisine JİTEM'in ve Ergenekon'un içine sızma görevi verilen Güney, ilk kez bu tarihte Ağrı'da görev yapan albay Veli Küçük ile tanıştı. 1996 ve 1997 yıllarında Susurluk skandalı ve 28 Şubat sürecinde elde ettiği önemli bilgileri, MİT'in çalışma merkezi olarak kullanan Dolmabahçe Sarayı Harem Dairesi'ne götürdü. 2001 yılında dönemin İstanbul Organize Suçlar Şubesi Müdürü Adil Serdar Saçan tarafından sorgulanan Tuncay Güney'in kimliği deşifre edildi. İddiaya göre Güney'in JİTEM kimliğinin deşifre olmasını istemeyen Veli Küçük, Güney'in serbest bırakılmasını sağladı. 1996 yılında Susurluk olayı sırasında Ergenekon çetesi tarafından katledilen Tarık Ümit'in cesedinin dahi bulunamadığını bilen MİT, Üzeyir Garih cinayetinden sonra[149] derhal devreye girdi. Bizzat MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun, Amerikan haberalma servisi CIA ile iletişim kurarak Güney'e 10 yıl süreli ABD vizesi aldı. Güney kendi adına pasaport ile MİT İstanbul Bölge Başkanı Kubilay Günay'ın ekibi eşliğinde Türk Hava Yolları'nın New York tarifeli uçağıyla ABD'ye gönderildi. [150] Millî İstihbarat Teşkilatı, Sabah gazetesinin bu haberi ile ilgili aynı gün içerisinde bir basın açıklaması yayınladı. Yapılan açıklamada MİT haberde yer alan belgelerin teşkilata ait olduğu doğrulamış, ancak Tuncay Güney'in o dönem itibarıyla şüpheli faaliyetlerinden dolayı dikkati çeken ve üzerinde çalışma yapılan bir kişi olduğundan kayıtlı bir haber kaynağı olmadığı ve Kontrterör merkezinin 1997'de lağvedidiği ve sorumluları ile birlikte kuruluş şemasından çıkarıldığı belirtmiştir.[151] değiştir İlgili maddelerdeğiştir Ayrıca bakınız
değiştir Dış bağlantılar
değiştir Kaynakça
|